Anıl Güler
Anıl Güler
Giriş Tarihi : 13-12-1901 22:42

Spor Yönetimi Part 3 | Dükkanı Kapatıp Gidelim Mi?

Spor Yönetimi Part 1 yazısına buradan, Spor Yönetimi Part 2 yazısına ise buradan ulaşabilirsiniz. Bilgi Üniversitesi’nin düzenlediği Spor Yönetimi Eğitimi’nin ikinci gününde ise ülke sporumuzdaki yönetici odaklı problemlerin ağırlıklı olarak işlendiği bir gün oldu. 30 Mayıs’ın konukları Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Spor Direktörü Alp Berker, Bilgi Üniversitesi Spor Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Cem Tınaz, Dünya Şampiyonu Bilardocu Semih Saygıner, Spor Bilimleri Derneği kurucu üyelerinden Ümit Kesim ve Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Bilgin Gökberk idi. İlk olarak mikrofonu eline alan Alp Berker, TMOK (Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi) hakkında bizleri bilgilendirdi. TMOK’un devlete bağlı bir kurum olmadığına değinen Berker, Olimpiyat ve şampiyona zamanına kadar müsabakaları devlet yürüttüğünü, müsabaka zamanı ise kontrol ve denetleme hakkının TMOK’un eline geçtiğini aktardı. TMOK devletten bağımsız bir sivil toplum örgütü ve sponsorlar sayesinde ayakta kalıyor ve projelerine devam edebiliyor. “Avrupalı kömürü alıp elmas yapıyor, Biz elması kömür…” Altın madalyalı güreşçi Hamza Yerlikaya’nın “Bizim Olimpiyat madalyalarımız başarı değil, tamamen şans” sözünü hatırlatıyor bize Alp Berker. Planlama eksikliğinin, teknik yetersizliklerin, sporcu sağlığına ve beslenmesine gereken önemi vermememizin en büyük sorunlarımız olduğunu söylüyor. “Avrupalı kömürü alıp işleyip elmas yapıyor, biz elması alıp kömüre dönüştürmeyi başarıyoruz” diyor Berker. Bunu değiştirebilmek için TMOK ülke genelinde birçok eğitim programı açıyor. OLİ ve ÜSO bu programlardan birkaçı. Şu an yürütülen bir diğer program da Nike sponsorluğundaki Design To Move. Rusya, Amerika gibi ülkelerde obezitenin artmasıyla çocukları harekete geçirmeyi amaç edinmiş bir program. 8 yaşındaki çocukların telefonlarla, tabletlerle ömür geçirmesine engel olabilmek adına çocukları spor yapmaya teşvik edici program. Türkiye’de de İstanbul merkezli olarak yürülüğe geçmiş bulunmakta. Umarız tüm Türkiye geneline yayılmayı başarır. Spor artık kırk fırın ekmek yemeyle olmuyor, spor artık ilim ve bilim diyor Alp Berker. Fakat biz ne yemek yemeyi, ne antrenman yapmayı biliyoruz. Nüfusumuz 77-78 milyon ve bunun yarısı 25 yaşın altındaki insanlardan oluşuyor. 19 milyon ise 18 yaşın altında. 19 milyon çoğu Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan fazla. Genç nüfusumuz Avrupa ülkelerine nazaran hayli fazla ama yetişen sporcu sayısı göz önüne alındığında durumumuz içler acısı. Lisanslı sporcu sayısında tüm sporlar bazında yerlerdeyiz. Örnek vermek gerekirse, 16 milyon nüfuslu Hollanda’da 1 milyon lisanslı at binicisi var. Dikkat ettiyseniz futbol, basketbol değil. At binicisi. Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Cem Tınaz da Finlandiya’da geçirdiği 2 ayda edindiği bir bilgiyi aktarıyor bizlere; “Orada kaldığım şehrin nüfusu 120 bin idi ama 80 bin insan aktif, lisanslı spor yapıyordu. Bir kapalı spor salonunda 400 kişi aynı anda spor yapıyordu. Hayal edebiliyor musunuz?” Alp Berker bu anı üzerine Türkiye’de kapalı spor salonlarının kirlenmesin diye kilitlendiğini söylüyor. Çok acı gerçekler… Berker’in üzerinde durduğu bir diğer konu ise 2020 Olimpiyatlarıydı. 2020’yi Türkiye’ye getirmek için yoğun uğraşlar verdiklerini, olimpiyatı almak için İstanbul’un bakirliğini pazarlamak istediklerini söyledi. Biz her ne kadar İstanbul’un olumsuzluklarını öne çıkarıp ondan nefret etsek de, dünya insanı için İstanbul bir cennet. Spor anlamında bakir bir ülkenin bakir metropolü İstanbul. Spordan kastımız sadece futbol olduğu için diğer sporların endüstrisinin gelişmemesi yıllar boyu bir sorun bizim için. Bu sorun artık bir fırsat. Avrupalılar bunu biliyor ama biz hala farkında değiliz. Berker eğer 2020 Olimpiyatları’nı İstanbul kazansaydı olacaklardan bahsediyor; “Olimpiyat Stadyumu’nun çevresi bir Spor Enstitüsü olacaktı. Bilim ve sporu orada harmanlayacaktık.” Türkiye’nin olimpiyatlara daha fazla sporcu ile katılması fikrinin yanlış olduğunu düşünüyor Alp Berker. 150 kişiyle gidip de kortej yapmamızın hiçbir anlam ifade etmediğini savunuyor. Müsabakalarda madalya alamadıktan sonra 500 kişiyle katılmak anlamsız. Hollanda bu konuda da öncü ülkelerden. Olimpiyat kriterlerinin yanı sıra kendi sporcularına kendi kriterlerini uygulayan Hollanda, maraton koşucusu sporcusunu olimpiyat kriterlerini sağlamasına rağmen kendi kriterlerinin 1 saniye altında kalması sebebiyle 2012 Londra Olimpiyatları’na götürmemiş. 1 saniyelik esneklik sağlanırsa bir sonrakinde 1 saat bile esneklik yapılır düşüncesiyle resmen iş disiplini, iş ahlakı dersi veriyorlar. Ayrıca Hollanda olimpiyat hedeflerinde müsabakaları tarihi sporlar, başarılı oldukları sporlar ve deneme yaptıkları sporlar olarak 3 temel kategoriye ayırıyor ve olimpiyata götüreceği sporcuları bu kategorilerdeki derecelerine göre belirliyor. Tarihi sporlarda örneğin binicilikte ilk 5’e girebileceklerini ön gördükleri sporcuları seçiyorlar. Başarılı oldukları sporlarda ilk 10, yeni denedikleri sporlarda ise ilk 15’e girebilecek sporcuları götürüyorlar. Bu da oyuncular arasında hırs ve başarı odağına olanak sağlıyor. Ve madalyalarla ülkelerine dönüyorlar. Alp Berker’den sonra mikrofonu alan Ümit Kesim ise Türkiye’deki sorunların genel sebebini stratejik planlama kurumlarının olmamasına bağlıyor. Siyasi partilerin bile spor komisyonunun bulunmaması stratejik bir planlamayı başlamadan bitirmiş oluyor. Planlama olmadan hiçbir şeyi başaramayacağımız kesin. Bu da Hamza Yerlikaya’nın aldığımız madalyalar şans eseri sözünü doğrular nitelikte. “Dünyaya Bu Oyun Böyle Oynanmaz Demek Zorundaydım.” Ümit Kesim ve Alp Berker’den sonra Dünya Şampiyonu Bilardocu Semih Saygıner stand up tadında bilardo kariyerindeki “lezzetsiz” anıları anlattı. Kahkahalarla dinledik ama yaşananlar dünyanın hiçbir yerinde yaşanması mümkün olmayan şeylerdi. Saygıner ülkemizdeki spor yöneticisi ve sporcu arasındaki ilişkiyi şöyle açıklıyor; “Dünyada yöneticiler sporcuları el üstünde tutarlar, bizde ise sporcular yönetmelikler ile yöneticileri el üstünde tutmak zorunda bırakılıyorlar.” Saygıner sayısız Dünya ve Avrupa şampiyonluklarına sahip ama her gitti şampiyonada yanındaki ve üzerindeki yöneticilerin bilardo hakkında hiçbir şey bilmediğinden yakınıyor. Kendisi bilardoya başladığında henüz Türkiye’de Bilardo Federasyonu adı altında herhangi bir şey yok imiş. Yanında şampiyonalara gelen yöneticiler daha bilardo dahi diyemeyen insanlar olunca “bunlara rağmen” şampiyonluklar kazanmış bir adam Semih Saygıner. Kazandığı şampiyonluklardan sonra federasyonun eksiklerini eleştiren Saygıner’i bir diğer Dünya Şampiyonası’na yedek olarak götüren Türkiye Bilardo Federasyonu, statü gereği bilardo da yedek oyuncu olmadığından bile bir haber. O şampiyonada Saygıner olmadan gruptan dahi çıkamayan Türkiye, memlekete dönüldüğünde Semih Saygıner’i suçlar. Yedek olarak durdu ama oyuna girmedi denir. Statü gereği giremiyor zaten… İşlemediği suçlardan mahkemeye verilen Saygıner federasyon tarafından ihraç edilir. Federasyonu olduğu sporun kurallarını dahi bilmeyen bir grup yönetici tarafından belki de gelmiş geçmiş en iyi bilardocu kendi ülkesinde federasyon tarafından ihraç edilir. Fıkra gibi bir olay gerçekten. Semih Saygıner daha nicelerini anlattı fakat bu en büyük rezalet. Semih Saygıner eğitimli spor yöneticilerinin önemini anılarıyla vurguluyor, geleceğe olan umudunu yitirmediğini söylüyor. Konuşmasına son noktayı nereden ve nasıl buralara geldiğiyle koyuyor; “Terzi Faruk Saygıner’in oğluyum, biraz ukalalık yapacağım ama dünyaya bu oyun böyle oynanmaz demek zorundaydım.” Biz bunu ukalalık olarak algılamadık, işinin en iyisi olduğunu kanıtlamış bir adamın bir hatırlatması olarak algıladık. “Dünya Bizi, Biz Dünya Dizilerini İzliyoruz…” 2 gün süren derslerin son konuğu Hürriyet gazetesi köşe yazarı Bilgin Gökberk’ti. Yanlışları konuşmaktan ve yazmaktan çekinmeyen Gökberk o gün de bunu sürdürdü. Gerilimi sevdiğini, siyah hayattan hoşlandığını belirtti. Daha çok soru cevap şeklinde ilerledi Gökberk’in konuşması. Türkiye’deki yönetici seçimlerinden dem vururken, yönetici seçimleriyle ilgili gelen bir soruya “yönetici olmak için okul okumaya gerek yok, girin İBB’ye dağıtımı oradan yapıyorlar” diyerek rahatsızlığını dile getirdi. Gökberk; “Bizde seçim yapmıyorlar, seçin yapıyorlar. Siyaset tarafından manipüle edilmiş bir spor var elimizde.” Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in başarılı veya başarısız olması ile ilgili gelen soruya da “kulübünde sahte evraktan Uefa’ya giden bir adama ülke futbolu emanet edilmez” şeklinde yanıt verdi. Yanıtları sertti ama gerçekleri söylemek gerekli. Bu yüzden Bilgin Gökberk okunuyor, tanınıyor. Bu özelliği yüzünden Türkiye Spor Yazarları Derneği’nden atılması için dava bile açılmış fakat derneğe üye bile değil. İşte böyle yönetiliyor Türk sporu...
NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Alanyaspor 12 4
  • 2 Çaykur Rizespor 8 4
  • 3 Fenerbahçe 7 4
  • 4 Denizlispor 7 4
  • 5 Galatasaray 7 4
  • 6 Gazişehir Gaziantep 7 4
  • 7 Yeni Malatyaspor 6 4
  • 8 Trabzonspor 6 4
  • 9 Konyaspor 6 4
  • 10 Sivasspor 5 4
  • 11 Antalyaspor 5 4
  • 12 MKE Ankaragücü 5 4
  • 13 Beşiktaş 4 4
  • 14 İstanbul Başakşehir 4 4
  • 15 Kayserispor 2 4
  • 16 Göztepe 2 4
  • 17 Gençlerbirliği 1 4
  • 18 Kasımpaşa 1 4
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Sporun Manşetleri (10 Ekim 2016 Pazartesi)
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA